İbrahim ALİSİNANOĞLU
Canlı olan her şey; doğar, yaşar ve ölür.
Her baharın ardından yaz… Yazın ardından sonbahar, kış gelir.
Doğan güneş akşamla batar!
Günler günleri kovalar… Gün eskir… Aylar eskir, yıl eskir…
Gün biter… Ay biter… Ömür biter!
İnsan da doğar, yaşar, yaşlanır ve ölür.
Her mevsimin olduğu gibi insan hayatının her döneminin ayrı bir özelliği,
Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır.
Ancak, yaşlanmak hayatın doğal akışı içinde kaçınılmaz bir son,
Yaşlanmak eskimek, yaşlanmak kocamaktır.
“Yaşlılık kendine has biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyo-ekonomik özellikleri ile kaçınılmaz, geri dönülemez insan hayatı sürecinin bir dönemidir.”
Yaşlanmaktan korkmamak, yaşlıları yok saymamak lazım!
Gençlik bilgeliği öğrenme, yaşlılık uygulama dönemidir.
Gençlik kazanma, yaşlılık kazancını harcama çağıdır.
Yaşanan yılların insan kazandırdığı bir tecrübe var.
Yaşlılar toplumun ayrılmaz bir parçası, tecrübeli ve bilge insanlardır.
Hayatı kolaylaştıran teknoloji, sunulan sağlık imkânları, hızlı kentleşme, farklılaşan hayat biçimi, bireylerin tercihleri, geleneksel aile kurumunu ve toplumsal yapıyı değişime zorladığı gibi yaşlılarında toplum ve aile içindeki statüsünü ve rolünü değiştirmiştir.
Düne göre yaşlı nüfus artmış, yaşlılarımızın sorunu çoğalmıştır.
Yaşlılarımız yalnızlaşmıştır!
Yaşlılık bugün sadece bireyleri ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkmış, toplumsal bir sorun haline gelmiştir.
Yaşlı insanlarımıza sahip çıkmak, toplumsal hafızaya sahip çıkmaktır.
Onlara saygı duymak, bireyin kendisine olan saygısını arttırmaktır.
Yaşlıların mutlu, huzurlu yaşaması toplumsal huzurun daim olması demektir.
Bir toplumun gelişmişliği, yaşlısına verdiği önemle, yaşlısına gösterdiği saygıyla orantılıdır.
Yaşlı olmak da güzeldir.
Lütfen yaşlılarımıza saygı duyalım. Sahip çıkalım.
Onların varlığı sizleri rahatsız etmesin.
Onlar mutlu oldukça, bizlerin daha çok huzur bulacağından emin olabilirsiniz.
Tüm yaşlılarımıza selam ve saygılarımla…